Bilinmeyen bir kadının mektubu

Kendimce okumada aklımda kalanlar

Kitap 1920’lerde Stefan Zweig tarafından kaleme alınmış. Sadece hisler ve düşünceler üzerinden ilerlediği için dönemle ilgili bir kestirim yapmak zor. Anlaşılan o ki yüzyıl geçse de duygular bir insanlar aynı. Bu konuda pek bir değişim yok.

Kitap doğum günüde bir yazarın uzunca bir mektup alması ve okumaya başlaması ile başlıyor. Mektupta aşık bir kadının yıllar boyunca nasıl hisler içinde yer aldığını ve aşkını nasıl taşıdığını yazar ile birlikte okuyoruz.

Aslında yazar ve kadın çok eskiden beri aynı binada oturuyorlar. Kadın 13 yaşındayken yazar onların binasına taşınıyor ve onu gören genç kız o günden sonra yazara derin bir ilgi ve sevgi duyuyor. İlk zamanlar ne olduğunu anlamasa da yıllar içinde bunun büyük bir aşk olduğunu keşfediyor kadın. Başından sonuna kadar hep yazarı gözleyip onunla denk gelme olasılığını hayal ediyor.

İlk zamanlar sürekli yazarı ve evini, giden gelenleri incelerken dul olan annesi yeni bir evlilik kararı alınca taşınırlar. Ama kahramanımız sürekli aynı evin önüne gelip yazarı, evini gözlemeye devam eder. Bunların birinde yazar ve kadın denk gelirler. Ve yazar kadının çok güzel olmasından etkilenip diğer kadınlara yaptığı gibi onu da evine davet eder. Tatlı ve etkili bakış ve davranışları ile insanları etkilemesi hep kolay olmuştur. Başından beri yazara aşık olan kadın bunu severek kabul eder. Üç gece boyunca onu ziyaret eder. Sonra yazar rutin tatillerinden birine çıkar.

Mektubun yazıldığı gün kadının çocuğunun öldüğü gündür. Bu çocuk o yaşanan üç gecenin çocuğudur ama kadın çocuğu doğduktan sonra yazarla hiç görüşmez ve ona bir çocuğu olduğunu söylemez. Onun bu tip şeylerle ilgilenmediğini sadece tek gecelik ilişkiler peşinde olduğunu ve kendisine karşı herhangi bir sevgi beslemediğini bilir. Çocuğu açıklayıp onu üzmek istemez çünkü çok sevmektedir.

Kadın geçen süre içinde güzelliğinden dolayı zengin bey efendilerin ilgisini çeker sürekli onlarla zaman geçirerek hayatını sürdürmektedir. Bunların bir çoğu gayet iyi imkanlar sağlayıp evlenme teklif ederken yaşlıca bir tanesi çocuğu da sahiplenip ikisine de sevgi ile yaklaşmaktadır. Ama kadın hep ve sadece yazarı sevmektedir.

Bir gün zengin bey ile balodayken yazarı görür ve yazar onu tanımaz. Hiç tanımadı zaten. Yine çok güzeldir. Yazar kadını görünce yeni bir tat peşinde olup onu yine davet ettiğinde aşkından dolayı yine severek kabul eder. Ama yazar ertesi sabah cebine para koyunca çok zoruna gider kadının. Büyük hayal kırıklığına uğrar, çok sinirlenir ama aşkı sürmektedir. Hiç tepki vermez.

Yıllar boyunca yazara doğum gününde bilinmeyen birinden beyaz gül geliyordu. Bu güller yazarın ilk gecede kadına verdiği beyaz güllerin aynısıdır ve kadın her doğum gününde göndermektedir. Kadın son gecelerinde yazara gülleri sorduğunda yazar ilgisiz olduğunu ifade etmişti. İşte o gül bugün gelmedi. Sadece mektup vardı. Çünkü mektupta kadın az önce çocuğunun öldüğünü ve şimdi de kendisi için yaşama sebebi kalmadığını kendini öldüreceğini yazıyor. Çünkü yazarı kazanamayan kadın tüm sevgisini ve enerjisini çocuğuna vermiş, ondan göremediği aşkı, sevgiyi ondan bekliyordu. Hayatta tek bir şeyin peşindeydi, o da buydu ve artık yok.

Kitapta yazar üzerinden erkekler ağır bir şekilde eleştirilmiş oluyor. Resmen hayvan gibi yaşayan hissiz, duygusuz erkekler var. Bunların aşık bir kadın üzerinde yarattığı tahribat yoğun bir şekilde ele alınmış. Kitaptaki yazar gibi bu tipler istediğini elde etmesine elde ediyor, gayet iyi yaşıyorlar ama pek insanca görünmüyor yaşamları. Kadının yoğun aşkının yanından bile geçemiyor, hiçbişey anlamıyor eleman. Çabası da olmadı hiçbir zaman.

Bilinmeyen bir kadının mektubu

Kendimce okumada aklımda kalanlar

Kitap 1920’lerde Stefan Zweig tarafından kaleme alınmış. Sadece hisler ve düşünceler üzerinden ilerlediği için dönemle ilgili bir kestirim yapmak zor. Anlaşılan o ki yüzyıl geçse de duygular bir insanlar aynı. Bu konuda pek bir değişim yok.

Kitap doğum günüde bir yazarın uzunca bir mektup alması ve okumaya başlaması ile başlıyor. Mektupta aşık bir kadının yıllar boyunca nasıl hisler içinde yer aldığını ve aşkını nasıl taşıdığını yazar ile birlikte okuyoruz.

Aslında yazar ve kadın çok eskiden beri aynı binada oturuyorlar. Kadın 13 yaşındayken yazar onların binasına taşınıyor ve onu gören genç kız o günden sonra yazara derin bir ilgi ve sevgi duyuyor. İlk zamanlar ne olduğunu anlamasa da yıllar içinde bunun büyük bir aşk olduğunu keşfediyor kadın. Başından sonuna kadar hep yazarı gözleyip onunla denk gelme olasılığını hayal ediyor.

İlk zamanlar sürekli yazarı ve evini, giden gelenleri incelerken dul olan annesi yeni bir evlilik kararı alınca taşınırlar. Ama kahramanımız sürekli aynı evin önüne gelip yazarı, evini gözlemeye devam eder. Bunların birinde yazar ve kadın denk gelirler. Ve yazar kadının çok güzel olmasından etkilenip diğer kadınlara yaptığı gibi onu da evine davet eder. Tatlı ve etkili bakış ve davranışları ile insanları etkilemesi hep kolay olmuştur. Başından beri yazara aşık olan kadın bunu severek kabul eder. Üç gece boyunca onu ziyaret eder. Sonra yazar rutin tatillerinden birine çıkar.

Mektubun yazıldığı gün kadının çocuğunun öldüğü gündür. Bu çocuk o yaşanan üç gecenin çocuğudur ama kadın çocuğu doğduktan sonra yazarla hiç görüşmez ve ona bir çocuğu olduğunu söylemez. Onun bu tip şeylerle ilgilenmediğini sadece tek gecelik ilişkiler peşinde olduğunu ve kendisine karşı herhangi bir sevgi beslemediğini bilir. Çocuğu açıklayıp onu üzmek istemez çünkü çok sevmektedir.

Kadın geçen süre içinde güzelliğinden dolayı zengin bey efendilerin ilgisini çeker sürekli onlarla zaman geçirerek hayatını sürdürmektedir. Bunların bir çoğu gayet iyi imkanlar sağlayıp evlenme teklif ederken yaşlıca bir tanesi çocuğu da sahiplenip ikisine de sevgi ile yaklaşmaktadır. Ama kadın hep ve sadece yazarı sevmektedir.

Bir gün zengin bey ile balodayken yazarı görür ve yazar onu tanımaz. Hiç tanımadı zaten. Yine çok güzeldir. Yazar kadını görünce yeni bir tat peşinde olup onu yine davet ettiğinde aşkından dolayı yine severek kabul eder. Ama yazar ertesi sabah cebine para koyunca çok zoruna gider kadının. Büyük hayal kırıklığına uğrar, çok sinirlenir ama aşkı sürmektedir. Hiç tepki vermez.

Yıllar boyunca yazara doğum gününde bilinmeyen birinden beyaz gül geliyordu. Bu güller yazarın ilk gecede kadına verdiği beyaz güllerin aynısıdır ve kadın her doğum gününde göndermektedir. Kadın son gecelerinde yazara gülleri sorduğunda yazar ilgisiz olduğunu ifade etmişti. İşte o gül bugün gelmedi. Sadece mektup vardı. Çünkü mektupta kadın az önce çocuğunun öldüğünü ve şimdi de kendisi için yaşama sebebi kalmadığını kendini öldüreceğini yazıyor. Çünkü yazarı kazanamayan kadın tüm sevgisini ve enerjisini çocuğuna vermiş, ondan göremediği aşkı, sevgiyi ondan bekliyordu. Hayatta tek bir şeyin peşindeydi, o da buydu ve artık yok.

Kitapta yazar üzerinden erkekler ağır bir şekilde eleştirilmiş oluyor. Resmen hayvan gibi yaşayan hissiz, duygusuz erkekler var. Bunların aşık bir kadın üzerinde yarattığı tahribat yoğun bir şekilde ele alınmış. Kitaptaki yazar gibi bu tipler istediğini elde etmesine elde ediyor, gayet iyi yaşıyorlar ama pek insanca görünmüyor yaşamları. Kadının yoğun aşkının yanından bile geçemiyor, hiçbişey anlamıyor eleman. Çabası da olmadı hiçbir zaman.